Türkiye’nin küresel metal ticaretinde üs olma hayali, Suudi Arabistan’a kaptırıldı. Londra Metal Borsası’nın (LME) son olarak Cidde’de açtığı yeni lisanslı depo, Türkiye’nin yıllardır beklediği fırsatı bir kez daha başka bahara erteledi. Sektör temsilcileri, sadece alüminyumda yaşanan ek maliyetin bile yılda 1 milyar doları bulduğunu belirtirken, Türkiye'nin bu yarışta yavaş kalması ciddi ekonomik kayıplara neden oluyor.
Suudi Arabistan Atağa Kalktı, Türkiye Beklemede Kaldı
2025’in başında Suudi Arabistan’da faaliyete geçen LME onaylı bakır ve çinko depoları, Körfez ülkesini bölgenin yeni metal ticaret üssü haline getirirken, Türkiye’nin adeta seyirci kaldığı bir süreci yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’de ise KDV uygulamalarındaki karmaşa ve yetersiz mevzuat düzenlemeleri, yatırımın önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor. İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Başkanı Çetin Tecdelioğlu, "Stratejik metallerde arz güvenliğini sağlayacak bu tür yatırımlar hayati önemde. Türkiye, lojistik üstünlüğüne rağmen mevzuat engelleri yüzünden treni kaçırıyor" değerlendirmesinde bulundu.
Kaybın Bedeli: Yüksek Prim, Düşük Rekabet Gücü
LME deposunun Türkiye’de olmaması, sanayiciyi doğrudan maliyet baskısıyla karşı karşıya bırakıyor. Yurt dışındaki depolara erişemeyen üretici, ton başına ortalama 300–400 dolar daha fazla ödüyor. Alüminyum, bakır, nikel ve çinko gibi kritik metallerin ithalatında bu fark, yılda 1 milyar doları aşan bir yük anlamına geliyor. Üstelik kayıp yalnızca primlerle sınırlı değil. LME sertifikalı metallerin finansman kolaylığı da Türkiye’deki firmaların lehine işlemiyor. Uygun finansman koşullarından mahrum kalan sanayici, daha yüksek faizle borçlanıyor, hedge (korunma) işlemlerinden uzak durmak zorunda kalıyor.
Bölgesel Ticaret Üssü Olma Şansı Kaçtı
Türkiye’nin coğrafi konumu ve sanayi altyapısı, onu doğal bir lojistik merkez haline getiriyor. Ancak bu potansiyel, gerekli regülasyon eksikliği nedeniyle değerlendirilemiyor. LME gibi küresel bir yapıdan onay alabilecek düzeyde limanlara ve altyapıya sahip olan Türkiye, bu avantajını mevzuat engellerine feda ediyor. Oysa LME deposu açıldığında sadece ithalatçı değil; lojistik, finans, sigortacılık gibi sektörlerde de büyük bir ekonomik hareketlilik yaratılabilir. Yıllık 400 milyon dolarlık dolaylı tasarruf potansiyeli, doğrudan sanayi girdisinin ötesinde, Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünü de artırabilecek bir kaldıraç sunuyor.
LME Ne İstiyor, Türkiye Ne Sunamıyor?
LME'nin onay verdiği bir ülke ya da şehir için aradığı temel şartlar oldukça net:
- Net metal tüketimi olan sanayi yoğunluğu
- Yatırım güvenliği sunan öngörülebilir ekonomi
- Depolanan ürünlerin mülkiyetinin sorunsuz el değiştirmesi
- KDV gibi vergilerin yalnızca fiziki çıkışta alınması
Türkiye’nin LME ile yaşadığı en büyük sorun, KDV rejiminin bu şartlara uymaması. Geçmişte Tekirdağ ve Gebze’de kısa süreli LME depoları açılmış ancak sürdürülememişti.
Sektörün Talebi Net: Gecikmeden Mevzuat Değişmeli
İstanbul Ticaret Odası, İDDMİB ve diğer sektör temsilcileri yıllardır LME onaylı depo için girişimlerde bulunuyor. Ancak resmi bir ilerleme ya da LME tarafından yapılmış bir başvuruya dair kamuoyuna açıklanmış herhangi bir bilgi bulunmuyor. Süreç, hala bir “zemin hazırlama ve lobi faaliyeti” seviyesinde seyrediyor.