Ünlü iktisatçı Mahfi Eğilmez, enflasyonla mücadeleye ilişkin değerlendirmelerinde, önümüzdeki aylarda görülebilecek düşüşün kalıcı bir başarı olarak sunulmaması gerektiğini vurguladı. Eğilmez’e göre, baz etkisiyle yaşanacak gerileme geçici olabilir; enflasyonu kalıcı biçimde düşürmenin yolu ise doğru teşhis, tutarlı politikalar ve güven ortamından geçiyor.
Baz Etkisi Yanıltıcı Olabilir
Mahfi Eğilmez, 2026’nın ilk aylarında yıllık enflasyonda belirgin bir düşüş görülmesinin mümkün olduğunu belirterek, bunun temel nedeninin 2025’in aynı döneminde enflasyonun olağanüstü yüksek seyretmesi olduğunu ifade etti. Aylık enflasyonun ortalama yüzde 1,5 seviyelerinde gerçekleşmesi halinde, mayıs ayı itibarıyla yıllık enflasyonun yüzde 22–23 bandına gerileyebileceğini kaydeden Eğilmez, bu tablonun bir başarı hikâyesi olarak sunulmasının doğru olmayacağını söyledi. Olası düşüşün büyük ölçüde baz etkisinin sonucu olduğuna dikkat çeken Eğilmez, kamuoyunun bu noktada yanlış yönlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.
Asıl Soru: Geçici mi, Kalıcı mı?
Eğilmez’e göre en kritik mesele, enflasyondaki düşüşün geçici mi yoksa kalıcı mı olduğunun doğru analiz edilmesi. Bunun için de öncelikle enflasyonun kaynağının net biçimde teşhis edilmesi gerekiyor. Sadece “enflasyon var” demenin yeterli olmadığını belirten Eğilmez, bunun bir hastalığın adını koyup türünü belirlemeden tedaviye kalkışmaya benzediğini ifade etti. Türkiye’deki enflasyonun tek bir nedene indirgenemeyeceğini vurgulayan Eğilmez, talep ve maliyet unsurlarının iç içe geçtiği karma bir enflasyon süreci yaşandığını söyledi.
Karma Enflasyon ve Kısır Döngü
Faizlerin, vergilerin, döviz kuru artışlarının, ücret zamlarının ve enerji maliyetlerinin üretim maliyetlerini yukarı çektiğini belirten Eğilmez, bunun maliyet enflasyonunu beslediğini dile getirdi. Öte yandan, elde edilen faiz, ücret, kira ve kâr gelirlerinin harcamaya dönüşmesiyle talebin canlı kaldığını, bu durumun da talep enflasyonunu devreye soktuğunu ifade etti. Bu iki unsurun birbirini besleyerek enflasyonu kendi kendini büyüten bir kısır döngüye dönüştürdüğünü vurguladı.
Faiz ve Vergi Artışları Neden Yetersiz?
Eğilmez, faiz ve vergi artışlarının talebi kısmada gerekli olabileceğini ancak tek başına yeterli olmadığını söyledi. Bu araçların talebi frenlerken maliyetleri artırarak sorunu başka bir kanaldan büyütebildiğine dikkat çekti. Türkiye’nin geçmiş deneyimlerinin, yanlış faiz politikalarının ekonomiyi hızla krize sokabildiğini; sonrasında faizin “doğru” seviyeye çekilmesinin ise tek başına toparlanma sağlamaya yetmediğini gösterdiğini ifade etti.
En Büyük Sorun: Beklentiler
Mahfi Eğilmez’e göre enflasyonla mücadelede belirleyici unsur beklentiler. Ekonominin insan davranışlarıyla şekillendiğini belirten Eğilmez, güven ortamı olduğunda tasarruf ve yatırımın arttığını, güven olmadığında ise yüksek enflasyon koşullarında paranın hızla harcandığını söyledi. Bu durumun enflasyonu kalıcı hale getirdiğini vurguladı. Resmi hedefler ile toplumun beklentileri arasındaki makasa da dikkat çeken Eğilmez, yıl sonu için açıklanan düşük enflasyon hedeflerine ne reel sektörün ne de hane halklarının inandığını, bu güvensizliğin fiyatlama davranışlarını bozduğunu ifade etti.
Kalıcı Düşüş İçin Ne Gerekli?
Eğilmez’e göre enflasyonla mücadele yalnızca para politikası ya da vergi ayarlamalarıyla sınırlı değil. Açıklanan hedeflerin toplum tarafından ciddiye alınabilmesi için güven şart. Bu güvenin de yalnızca faiz politikasıyla sağlanamayacağını vurgulayan Eğilmez; hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, demokratik kurumların işleyişi, kamuda liyakat, kaliteli eğitim ve sosyal adaletin ekonomik istikrarın vazgeçilmez unsurları olduğunu belirtti. Eğilmez, enflasyonun baz etkisiyle geçici olarak düşebileceğini ancak kalıcı düşüşün ancak doğru politikalar ve yapısal reformlarla oluşturulacak güven ortamı sayesinde mümkün olacağını ifade etti.