Avrupa'da ultra zengin sayısı hızla artıyor: Türkiye dikkat çeken ülkeler arasında

Knight Frank'ın 2026 Servet Raporu'na göre Avrupa'da 30 milyon doların üzerinde servete sahip kişi sayısı son beş yılda yüzde 26 artarak 184 bine yaklaştı. Türkiye'de her gün ortalama 1,1 kişinin ultra zenginler sınıfına katıldığı belirtilirken, rapor kıta genelinde büyüyen servet eşitsizliğine de dikkat çekti. Almanya ultra zengin sayısında Avrupa'nın lideri olurken, ABD küresel sıralamada açık ara ilk sıradaki yerini korudu

Avrupa'da ultra zenginlerin sayısı son yıllarda hızla artarken, servet dağılımındaki eşitsizlik de giderek derinleşiyor. Uluslararası gayrimenkul danışmanlık şirketi Knight Frank'ın yayımladığı 2026 Servet Raporu, kıta genelinde en az 30 milyon dolar net servete sahip kişilerin sayısında dikkat çekici bir yükseliş yaşandığını ortaya koydu. Raporda Türkiye'nin performansı da öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.

Verilere göre Avrupa'da ultra yüksek net servete sahip kişi sayısı son beş yılda yüzde 26 artarak 146 bin 525'ten 183 bin 953'e yükseldi. Böylece kıtada yalnızca beş yıl içinde 37 binden fazla kişi daha 30 milyon doların üzerindeki servet grubuna katıldı.

Almanya liderliğini koruyor

Rapora göre Avrupa'nın en fazla ultra zengin barındıran ülkeleri arasında Almanya ilk sırada yer aldı. Ülkede 2021 yılında 28 bin 942 olan ultra zengin sayısı 2026 itibarıyla 38 bin 215'e çıktı. Bu artış, Almanya'da her gün ortalama beş kişinin 30 milyon doların üzerinde servete ulaşması anlamına geliyor. Güçlü sanayi yapısı, teknoloji yatırımları ve finansal piyasalardaki büyüme, ülkedeki servet artışını destekleyen başlıca unsurlar arasında gösteriliyor. İsviçre de ultra zengin yoğunluğunun en yüksek olduğu ülkelerden biri olmayı sürdürürken, son beş yılda yaklaşık 5 bin yeni kişinin bu sınıfa katıldığı hesaplandı.

Türkiye dikkat çeken ülkeler arasına girdi

Knight Frank verilerine göre Türkiye de Avrupa'da ultra zengin sayısındaki artışın dikkat çektiği ülkeler arasında yer aldı. Rapora göre Türkiye'de her gün ortalama 1,1 kişi 30 milyon dolar servet sınırını aşarak ultra yüksek net servet grubuna katılıyor.

Bu oranla Türkiye, İngiltere, İtalya ve İspanya gibi büyük Avrupa ekonomileriyle benzer seviyelerde yer aldı. Uzmanlar, son yıllarda bazı sektörlerde yaşanan hızlı sermaye birikimi, şirket değerlemelerindeki artış ve döviz bazlı varlıkların yükselişinin bu tabloyu etkilediğini değerlendiriyor. Türkiye'nin ultra zengin sayısındaki yükselişe rağmen kişi başına düşen ortalama servet açısından Avrupa'nın gelişmiş ekonomilerinin oldukça gerisinde bulunduğu da raporda dikkat çeken noktalar arasında yer aldı.

ABD ve Çin küresel sıralamada önde

Küresel ölçekte değerlendirildiğinde ise ABD açık ara lider konumunu koruyor. Ülkede 251 bin 352 kişinin 30 milyon doların üzerinde servete sahip olduğu belirtilirken, her gün ortalama 36,7 kişinin bu gruba katıldığı hesaplandı.

Bu rakam, ABD'de yaklaşık her 90 dakikada bir yeni bir ultra zenginin ortaya çıktığı anlamına geliyor. Çin ise 121 bin 677 ultra zenginle ikinci sırada yer alırken, Almanya dünya sıralamasında üçüncü sıraya yerleşti. Dünya genelinde ultra zengin sayısı son beş yılda 162 bin 191 kişi artarak 713 bin 626'ya ulaştı.

Servet eşitsizliği büyüyor

Rapor, servet artışının yanında gelir ve servet dağılımındaki uçurumu da gözler önüne serdi. Avrupa Merkez Bankası verilerine göre euro bölgesinde hanelerin medyan net serveti 123 bin 500 euro seviyesinde bulunuyor. Ancak nüfusun en düşük gelir grubunda yer alan yüzde 20'lik kesimin serveti yalnızca 2 bin euro seviyesinde kalırken, en yüksek gelir grubundaki yüzde 20'lik kesimin serveti 1 milyon euronun üzerine çıkıyor.

UBS Global Wealth Report 2025 verileri de Avrupa'daki servet farkının boyutunu ortaya koyuyor. Buna göre Türkiye'de kişi başına ortalama servet yaklaşık 29 bin 923 euro seviyesinde bulunurken, İsviçre'de bu rakam 634 bin 584 euroya ulaşıyor.

Ekonomistler, ultra zenginlerin sayısındaki artışın ekonomik büyümenin bir göstergesi olarak değerlendirilebileceğini ancak gelir dağılımındaki bozulmanın uzun vadede sosyal ve ekonomik dengeler açısından önemli riskler oluşturabileceğini belirtiyor.

İLGİLİ HABERLER