Savaşın artırdığı maliyet yeşil dönüşümle dengelenecek

Küresel gerilimlerin etkisiyle navlun ve enerji maliyetlerinde yaşanan artış Türk çelik sektörünü baskı altına alırken, sektör çözümü yeşil dönüşümde arıyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarına hız veren üreticiler, hem maliyetleri düşürmeyi hem de Avrupa pazarındaki rekabet gücünü korumayı hedefliyor

Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB), küresel jeopolitik gelişmelerin çelik sektörü üzerindeki etkilerini sahada yakından gözlemliyor. Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen Wire & Tube 2026 Fuarı’na 197 firmayla katılan Türk çelik sektörü, hem maliyet baskıları hem de ticari kısıtlamalarla mücadele ediyor. ÇİB Denetim Kurulu Üyesi Selçuk Yılmaz, ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan gerilimin özellikle lojistik maliyetleri ciddi şekilde artırdığını belirtti. Yılmaz’a göre navlun fiyatlarında yaşanan artış yüzde 40 seviyelerine kadar ulaştı. Çelik ihracatının büyük ölçüde deniz yolu ile gerçekleştiğine dikkat çeken Yılmaz, artan navlun maliyetlerinin doğrudan rekabet gücünü etkilediğini ifade etti.

Enerji Zamları Üretim Maliyetini Tırmandırdı

Sektördeki maliyet baskısı yalnızca lojistikle sınırlı kalmıyor. Üretimde yoğun şekilde kullanılan doğalgaz ve elektrik fiyatlarındaki artış da çelik üreticilerini zorlayan bir diğer kritik unsur olarak öne çıkıyor. Sanayi tarifelerinde uzun bir aradan sonra yapılan zamların, üretim maliyetlerini yukarı çektiğini belirten Yılmaz, enerji fiyatlarının sektör üzerindeki etkisinin giderek daha belirgin hale geldiğini vurguladı.

AB Kotaları ve Vergiler İhracatı Zorluyor

Artan maliyetlere ek olarak küresel ticarette yükselen korumacılık eğilimleri de sektörü baskı altına alıyor. Özellikle Avrupa Birliği pazarındaki kota ve ilave vergi uygulamaları, Türk çelik üreticileri için önemli bir engel oluşturuyor. Yılmaz, kota aşımı durumunda yüzde 25 oranında vergi uygulandığını hatırlatarak, Avrupa Komisyonu’nun mevcut kotaları daha da daraltma planlarının gündemde olduğunu ifade etti. Avrupa Birliği’nin Türk çelik sektörü için en önemli pazar konumunu koruduğunu belirten Yılmaz, bu gelişmelerin yakından takip edildiğini söyledi.

Yeşil Dönüşüm Stratejik Çözüm Olarak Öne Çıkıyor

Sektör, artan maliyet baskılarına karşı çözümü yeşil dönüşümde arıyor. Türkiye’nin 2050 net sıfır karbon hedefi doğrultusunda çelik üreticileri yenilenebilir enerji yatırımlarına hız veriyor. Güneş enerjisi başta olmak üzere alternatif enerji kaynaklarına yönelimin arttığını belirten Yılmaz, mevcut durumda sektörün enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 15-20’sinin yenilenebilir kaynaklardan karşılandığını, bu oranın önümüzdeki dönemde daha da yükselmesinin beklendiğini ifade etti.

İhracatta Hedefler Korunuyor

Türkiye’nin çelik üretiminde dünyada 7’nci, Avrupa’da ise 1’inci sırada yer aldığını hatırlatan Yılmaz, 2025 yılının 38 milyon ton sıvı çelik üretimiyle tamamlandığını belirtti. Yaklaşık 19 milyon tonluk ihracat performansıyla küresel pazardaki güçlü konumunu sürdüren sektör, 2026 yılı için 20 milyon ton ihracat ve 17 milyar dolar gelir hedefini koruyor. Yılmaz, mevcut koşullara rağmen bu hedeflerde bir sapma öngörmediklerini vurguladı.

Fiyatlarda Dalgalanma Sürüyor

Küresel emtia piyasalarındaki oynaklık, çelik fiyatları üzerinde doğrudan etkisini sürdürüyor. Yılmaz, çeliğin yüksek maliyetli bir emtia olması nedeniyle fiyatın her zaman kritik bir belirleyici olduğunu ifade etti. 2021 yılında 1.400 dolar seviyelerine kadar çıkan çelik fiyatlarının bugün 600-700 dolar bandına gerilediğini hatırlatan Yılmaz, yalnızca fiyat bazlı değerlendirmelerin yanıltıcı olabileceğini, sektörün tonaj ve katma değer odaklı büyüme stratejisini sürdürdüğünü dile getirdi.

Türkiye Avrupa İçin Stratejik Tedarikçi

Türk çelik sektörünün en önemli rekabet avantajlarından biri ise coğrafi konumu. Türkiye’den Avrupa’ya yapılan sevkiyatların yaklaşık 48 saat içinde tamamlanabildiğine dikkat çeken Yılmaz, bu durumun sektöre önemli bir hız avantajı sağladığını belirtti. Hindistan, Vietnam ve Tayvan gibi rakip ülkelerde bu sürenin 25-30 güne kadar uzadığına işaret eden Yılmaz, özellikle Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmelerin uzun mesafeli tedarik zincirlerindeki riskleri artırdığını vurguladı. Bu çerçevede Türkiye’nin Avrupa için güvenli ve hızlı bir tedarik merkezi olarak öne çıktığını ifade etti.

İLGİLİ HABERLER