Roma’da ilk gün: Tarih günlük yaşamla yan yana
Roma’ya varıldığında ilk dikkat çeken unsur, tarihi yapıların şehrin gündelik hayatının içinde yer alması oldu. Bir meydandan diğerine yürürken antik sütunlar, tarihi kiliseler ve yüzyıllardır ayakta duran çeşmeler görüldü. Seyahatin ilk günü sokakları ve meydanları keşfetmekle geçti. Şehrin temizliği, ulaşım olanakları ve tarihi merkezdeki hareketlilik ilk izlenimler arasında yer aldı.
Turistik bölgelerde yoğun kalabalık olmasına rağmen farklı noktalar arasında ulaşımın kolay olması da not edildi. Açıklanan 2025 yılı turizm verilerine göre Roma, 22,9 milyon ziyaretçi ve 52,92 milyon gecelemeye ulaştı. Bu yoğunluk, tarihi meydanlarda, müzelerin önünde ve turistik sokaklarda açık biçimde hissedildi.
Kolezyum’dan Trevi Çeşmesi’ne uzanan rota
İkinci günün ilk durağı Kolezyum oldu. Her ayın ilk pazar günü ücretsiz ziyaret imkânı sunulması nedeniyle yapının önünde uzun kuyruklar oluştu ve giriş için yaklaşık üç saat beklenildi. MS 72’de İmparator Vespasianus döneminde yapımına başlanan, MS 80’de İmparator Titus döneminde tamamlanan amfitiyatro, yaklaşık 50 bin ila 80 bin seyirci kapasitesiyle Roma İmparatorluğu’nun simge yapıları arasında yer alıyor.
Kolezyum’da düzenlenen Troia ve Roma: Antik Akdeniz'in Mitleri, Efsaneleri ve Hikayeleri sergisi de dikkat çekti. Ağustos 2026 itibarıyla serginin 2 milyon 66 bin 178 ziyaretçiye ulaştığı açıklandı. Sergi, Çanakkale’deki Troia Antik Kenti’nin Roma kültüründeki yerini ziyaretçilere aktarıyor. Roma mitolojisinde Troialı kahraman Aeneas’ın hikâyesi, kentin efsanevi kökenleriyle ilişkilendiriliyor.
Kolezyum’un ardından rota Roma Forumu çevresine çevrildi. Antik sütunlar ve tapınak kalıntıları görüldükten sonra Trevi Çeşmesi’ne geçildi. Nicola Salvi tarafından tasarlanan ve 1762’de tamamlanan çeşme, Barok mimarisiyle öne çıkıyor. Meydandaki yoğun kalabalık, fotoğraf çektirenler ve para atmak için bekleyen ziyaretçilerle daha da belirginleşti.
Pantheon, İspanyol Merdivenleri ve Vatikan Müzeleri
Trevi Çeşmesi’nin ardından Pantheon’a geçildi. İlk olarak MÖ 27’de Marcus Vipsanius Agrippa tarafından yaptırılan, daha sonra yangınların ardından İmparator Hadrianus döneminde yeniden inşa edilen yapı, yaklaşık iki bin yıllık geçmişiyle öne çıkıyor. Merkezindeki yaklaşık 9 metre çapındaki oculus, içeri doğal ışık sağlıyor. Pantheon 609 yılında Hristiyan kilisesine dönüştürüldü ve yapının içinde Raphael ile bazı İtalya krallarının mezarları bulunuyor.
Günün son durağı İspanyol Merdivenleri oldu. Piazza di Spagna ile Trinità dei Monti Kilisesi’ni bağlayan merdivenler 1723-1725 yılları arasında inşa edildi ve 135 basamaktan oluşuyor. Alt bölümde Fontana della Barcaccia Çeşmesi, üst bölümde ise Trinità dei Monti Kilisesi yer alıyor. Tarihi yapının korunması amacıyla basamaklarda oturmak ve yemek yemek yasak.
Roma seyahatinin önemli bölümlerinden biri de Vatikan Müzeleri oldu. Koleksiyonların temeli 1506 yılına dayanıyor. Antik Yunan ve Roma heykellerinden Rönesans resimlerine uzanan geniş koleksiyonda Leonardo da Vinci, Raphael, Giotto, Caravaggio ve Titian gibi sanatçıların eserleri bulunuyor. Raphael Odaları, Haritalar Galerisi ve Sistine Şapeli, ziyaretin en dikkat çeken bölümleri arasında yer aldı. Haritalar Galerisi’nde Papa XIII. Gregorius döneminde hazırlanan tarihi İtalya haritaları, Sistine Şapeli’nde ise Michelangelo’nun tavan freskleri görüldü.
Roma’da geçirilen iki gün, şehrin tüm ayrıntılarını görmek için yeterli olmadı. Ancak Kolezyum’dan Vatikan Müzeleri’ne uzanan rota, başkentte tarihin sokaklarda da yaşamayı sürdürdüğünü açık biçimde gösterdi.
Bu içerik bilgilendirme amacı taşır. Yatırım tavsiyesi değildir.
Temsili illüstrasyon
Kaynak: Yeni Bakış.